İçeriğe geç
Bursa Hattı

Gündelik hayatın izinde, yıldızların peşinde

Şaşırtıcı Bilgiler 4 dk okuma

Sıcak Yolda Görünen Su Birikintisinin Sırrı

Asfaltta parlayan o birikintiye hiçbir zaman ulaşamazsınız. Gördüğünüz şey su değil, yere serilmiş gökyüzüdür.

Yazar: Derya Ilgaz Güncellendi:

Yaz ortasında uzun bir yolda giderken ileride asfaltın ıslanmış gibi parladığını görürsünüz. Sanki yolun üstünde bir su birikintisi vardır, hatta arabaların yansıması bile seçilir. Yaklaştıkça birikinti kayar, hep aynı uzaklıkta durur ve asla varamazsınız. Çölde su gören yorgun yolcu hikâyelerinin bilimsel karşılığı, tam da bu gündelik görüntüdür.

Havanın da bir kırıcılığı vardır

Işık farklı ortamlarda farklı hızlarda ilerler ve bir ortamdan diğerine eğik geçerken yön değiştirir. Bardaktaki kaşığın kırık görünmesi bu yüzdendir. Aynı şey hava için de geçerlidir; havanın ışığı saptırma gücü, yoğunluğuna bağlıdır.

Sıcak hava genleşir, seyrelir ve daha az yoğun olur. Soğuk hava ise daha yoğundur. Işık, yoğunluğu farklı hava katmanları arasında geçerken tıpkı sudan cama geçerken olduğu gibi bükülür. Fark şudur: Havada keskin bir sınır yoktur, yoğunluk kademeli değişir. Bu yüzden ışık kırılıp tek seferde sapmaz, yavaş yavaş kavis çizer.

Asfaltın hemen üstündeki ince tabaka

Koyu renkli asfalt güneş altında çok ısınır; yüzey sıcaklığı hava sıcaklığının çok üzerine çıkabilir. Bu sıcak yüzey, hemen üzerindeki birkaç santimetrelik hava katmanını kızdırır. Böylece yolun üstünde çok sıcak ve seyrek, onun üstünde ise görece serin ve yoğun bir hava düzeni oluşur.

Uzaktaki gökyüzünden gelen ışınlar, yola çok küçük bir açıyla, neredeyse yatay biçimde yaklaşır. Bu ışınlar aşağı indikçe giderek seyrekleşen havaya girer ve yavaşça kavis çizerek yukarı doğru döner. Yolun yüzeyine hiç değmeden, bir sıçrama yapmış gibi gözünüze ulaşır.

Beyniniz ise ışığın düz geldiğini varsayar. Gökyüzünün mavisini, geldiği doğrultuda yani yerin üzerinde bir yerde konumlandırır. Gördüğünüz "su", aslında yere serilmiş gökyüzüdür.

Neden hep aynı mesafede

Bu kavisin oluşabilmesi için ışının yola çok yatık bir açıyla gelmesi gerekir. Bu koşul yalnızca belirli bir uzaklıkta sağlanır. Siz ilerledikçe koşulu sağlayan nokta da sizinle birlikte ilerler. Bu yüzden seraba hiçbir zaman ulaşamazsınız; o bir yerde durmaz, sizinle beraber yürür.

Aynı sebeple serap yalnızca alçak bakış açısıyla görülür. Ayakta bakan biri ancak çok uzakta fark ederken, arabada oturan biri için görüntü çok daha belirgindir. Kamerayı yere yaklaştırdıkça etki güçlenir.

Serabın içindeki nesnelerin titreyip dalgalanması, sıcak havanın hareketsiz durmamasındandır. Yükselen sıcak hava baloncukları düzeni sürekli bozar, ışığın izlediği yol her an biraz değişir ve görüntü suyun yüzeyi gibi kıpırdar. Aynı titreşimi yaz günü asfaltın üzerinde ya da kalorifer peteğinin üstünde de görebilirsiniz.

Bazen uzaktaki araçların ters çevrilmiş görüntüsü de belirir. Kavis çizen ışınlar, cismin alt kısmını üstte gösterecek şekilde yer değiştirebilir. Bu, aynadaki yansımaya benzer ama ortada hiçbir yüzey yoktur; işi yapan tamamen havanın kendisidir.

Tersi de mümkün

Soğuk yüzeylerde durum tam tersine döner. Buzlu bir göl ya da soğuk bir deniz, üzerindeki havayı soğutur; alt katman yoğun, üst katman seyrek olur. Bu kez ışınlar aşağı doğru kavislenir ve ufkun ötesindeki gemiler havada asılı gibi görünebilir. Denizcilerin yüzyıllardır anlattığı hayalet gemi hikâyelerinin bir bölümü bu düzenden doğmuştur.

Yani serap bir yanılsama olsa da bir hayal değildir. Fotoğrafı çekilebilir, ölçülebilir, hesaplanabilir. Yanılan gözümüz de değildir; gözümüz kendisine ulaşan ışığı doğru kaydeder. Yanılan, ışığın her zaman düz gittiğini varsayan beynimizdir. Sıcak bir yolda gördüğünüz o parıltı, atmosferin size uzaktaki gökyüzünü ayaklarınızın dibine getirmesidir.

Aynı bükülme gökyüzünde de var

Atmosferin ışığı bükmesi yalnızca yol kenarında karşımıza çıkmaz. Güneşin batışını izlerken gördüğünüz o son parlak disk, aslında çoktan ufkun altına inmiştir. Yoğunluğu yükseklikle değişen hava katmanları, ışını hafifçe kavislendirerek bize ulaştırır; bu yüzden gün batımını birkaç dakika fazladan izleriz. Aynı sebeple ufka yakın güneş yuvarlak değil, hafifçe basık görünür.

Yıldızların titremesi de aynı ailedendir. Sürekli hareket eden hava katmanları, uzak bir yıldızdan gelen ince ışık huzmesini her an biraz farklı saptırır. Gezegenler ise gökyüzünde küçük bir disk kapladıkları için daha az titrer; çıplak gözle bir gezegeni yıldızdan ayırt etmenin en pratik yolu budur.

Yani yolda gördüğünüz serap, ayrıksı bir doğa oyunu değil, her gün başımızın üstünde sessizce işleyen bir düzenin ayağımızın dibine inmiş hâlidir.