Şaşırtıcı Bilgiler 3 dk okuma
Mağaralar Nasıl Oluşur? Damla Damla Bir Mimari
Mağaralar önce suyun taşı çözmesiyle oyulur, sonra aynı su taşı geri bırakarak sarkıt ve dikitleri örer. Doğanın en yavaş işleyen atölyesi.
Yazar: Selen Karaca
Bir mağaraya girdiğinizde sizi karşılayan sessizlik, aslında son derece yavaş işleyen bir inşaatın sessizliğidir. Tavandan sarkan sivri oluşumlar, tabandan yükselen sütunlar ve duvarlara yayılan perde biçimli örtüler, hiçbir el değmeden ortaya çıkmıştır. Bu yapıların tek mimarı sudur; tek malzemesi ise taşın kendisidir. Şaşırtıcı olan, bu inşaatın yapmaktan çok yıkmakla başlamasıdır.
Önce Taşın Çözülmesi Gerekir
Mağaraların büyük çoğunluğu kireç taşı içinde oluşur. Kireç taşı, saf suda pek çözünmez. Ancak yağmur suyu havadan ve özellikle topraktaki organik çürümeden karbondioksit alır. Bu, suyu hafifçe asitli hale getirir. Zayıf da olsa asitli bu su, kireç taşındaki çatlaklardan sızarken taşı yavaşça çözer.
Süreç son derece yavaştır ama sürekli işler. Kılcal bir çatlak zamanla parmak kalınlığına, sonra bir yarığa, sonra insanın geçebileceği bir geçide dönüşür. Yer altı suyu bir yol bulduğunda akış hızlanır ve çözünme daha da artar. Böylece kayanın içinde bir ağ gibi galeriler örülür. Yani mağara, suyun taştan söküp götürdüğü boşluktur.
Sonra Yeniden Taş Bırakılır
Su, çözdüğü kalsiyumu taşır. Bu su bir mağara tavanına ulaşıp havayla temas ettiğinde ise durum tersine döner. Damladaki karbondioksitin bir kısmı havaya kaçar, suyun asitliği azalır ve taşıdığı maddeyi artık çözünmüş halde tutamaz. Kalsiyum karbonat, damlanın bulunduğu yerde ince bir halka olarak çöker.
Her damla, öncekinin bıraktığı halkanın üzerine bir yenisini ekler. Yüzlerce, binlerce yıl boyunca bu halkalar üst üste binerek tavandan aşağı doğru uzayan içi boş bir boru oluşturur. Zamanla boru tıkanır ve dış yüzeyden akan su yapıyı kalınlaştırır. Böylece sarkıt ortaya çıkar.
Tavandan kopup yere düşen damla ise enerjisiyle biraz daha karbondioksit kaybeder ve yere de kalsiyum bırakır. Aşağıda büyüyen bu oluşum dikittir. Yeterince zaman geçtiğinde ikisi ortada buluşur ve bir sütun oluşur. Bir mağarada sütun görüyorsanız, orada suyun aynı noktadan çok uzun süre damladığını biliyorsunuz demektir.
Perdeler, Havuzlar ve İnciler
Su tavandan damlamak yerine eğik bir yüzey boyunca süzülüyorsa, bıraktığı iz de farklı olur. Aşağı doğru akan ince su tabakası, kumaş kıvrımlarını andıran perde biçimli oluşumlar üretir. Bu perdeler ışığa tutulduğunda yer yer saydamdır ve içindeki demir gibi maddelerden dolayı bantlı bir renk gösterebilir.
Mağara tabanındaki sığ havuzlarda ise kenarları setle çevrili teraslar oluşur. Suyun yüzeyden buharlaşması ve karbondioksit kaybı, taşmanın olduğu kenarlarda çökelmeyi hızlandırır. Böylece havuzun bordürü kendi kendine yükselir. Bazı havuzlarda küçük bir kum tanesinin çevresine katman katman kalsiyum birikerek yuvarlak taneler oluşur; bunlara mağara incisi denir.
Karanlığa Uyum Sağlayanlar
Mağaralar yalnızca taş yapılardan ibaret değildir. Işığın hiç ulaşmadığı derin bölümlerde kendine özgü canlılar yaşar. Bu türlerin birçoğunda gözler küçülmüş ya da tamamen kaybolmuştur; renk pigmentleri de gereksiz hale geldiği için soluklaşmıştır. Buna karşılık dokunma ve koku duyuları olağanüstü gelişmiştir.
Bu ortamda besin son derece kısıtlıdır. Dışarıdan sızan suyun taşıdığı organik parçalar ve mağaraya giren hayvanların bıraktıkları, bütün besin zincirinin temelini oluşturur. Bu yüzden mağara canlıları genellikle çok yavaş büyür, az ürer ve uzun yaşar. Kıtlığa verilen en akılcı yanıt, aceleyi tamamen bırakmaktır.
Zaman Ölçeği ve Kırılganlık
Bu oluşumların büyüme hızı iklime, yağışa ve taşın yapısına göre değişir. Çoğu yerde yılda birkaç yüzde birlik milimetre düzeyindedir. Bu, orta boy bir sarkıtın arkasında on binlerce yıl olduğu anlamına gelir. Bu yüzden bir mağara oluşumuna dokunmak sanıldığından çok daha büyük bir kayıptır. Elin bıraktığı yağ tabakası, yüzeyde suyun tutunmasını engeller ve o noktada büyüme fiilen durur.
Mağaraların bir başka değeri de bilimseldir. Sarkıtlar tıpkı ağaç halkaları gibi katmanlar halinde büyür ve her katman oluştuğu dönemin yağış ve sıcaklık koşullarına dair iz taşır. Bir sarkıtın kesiti, geçmiş iklimlerin sessiz bir kaydıdır.
Karanlıkta damlayan tek bir su damlası. Ne bir plan, ne bir usta, ne bir kalıp. Yalnızca kimyanın ve sabrın işi. Mağaralar, doğanın en yavaş çalışan atölyeleridir ve orada bulduğumuz her sütun, yeryüzünde geçen çok uzun bir zamanın somutlaşmış halidir.